Anasayfa / Türkiye / 1 Mayıs: Adı “Emek ve Dayanışma”, Gerçeği İşçiye Eziyet mi?

1 Mayıs: Adı “Emek ve Dayanışma”, Gerçeği İşçiye Eziyet mi?

Bugün 1 Mayıs…

Takvimlerdeki resmi ve afili adıyla “Emek ve Dayanışma Günü”, hepimizin bildiği o eski ve köklü adıyla İşçi Bayramı. Peki, bu süslü isimler sokağa, hayata, asıl muhatabı olan emekçinin sabahına gerçekten nasıl yansıyor? Ortada kutlanacak bir bayram ya da omuz omuza verilmiş bir dayanışma mı var, yoksa görünmez bir eziyet mi?

Bayram Gününde Ulaşım Çilesi

Düşünün… Siz, bu ülkenin çarklarını döndüren bir mavi yakalısınız. Bugün sizin bayramınız olarak ilan edilmiş. Ancak kutlamak bir yana, sırf işinize gidebilmek için her gün kurduğunuz alarmı çok daha erkene kurmak, uykunuzdan feragat etmek zorundasınız. Neden mi? Çünkü bayram (!) bahanesiyle yollar kapalı. Her gün kullandığınız metro duraklarına kilit vurulmuş, taşıma güzergahları darmadağın edilmiş. Sırf takvimde 1 Mayıs yazıyor diye, alın teriyle çalışan insana yollarda bu eziyeti çektirmek, gününü yollarda zehir etmek reva mı?

“Bütün Ekip Çalışacağız!”

Sadece yollarda değil, çalışma şartlarında da durum farksız. İşin mutfağında, özel sektörde dirsek çürüten bir sağlık çalışanının dudaklarından dökülen şu feryat aslında tüm tabloyu özetliyor:

“Bilmem ne bakanlığının verdiği kararla artık resmi tatillerde bütün ekip çalışacağız!”

Hani resmi tatillerde mesaiye kalmak isteğe bağlıydı? Nerede kaldı çalışanın dinlenme hakkı, nerede kaldı o dilimizden düşürmediğimiz “dayanışma”?

Neden Toplumsal Gelişim Kitapları Yok?

İşte tam da burada o büyük çelişki başlıyor. Adı “Emek ve Dayanışma” olan bir günde, neden hep beraber işe gitmeme kararı alamıyoruz? Neden omuz omuza verip toplumsal bir refleks, ortak bir duruş sergileyemiyoruz? Cevabı basit ama bir o kadar da acı: Çünkü artık herkes sadece kendi bireysel çıkarlarının peşinde. Kitapçılara, çok satanlar listelerine bir bakın. Her yer “Kişisel Gelişim” kitaplarıyla dolu. “Nasıl daha başarılı olurum?”, “Nasıl öne çıkarım?”, “Kendimi nasıl gerçekleştiririm?”… Peki neden raflarda bir tane bile “Toplumsal Gelişim” kitabı yok? Biz ne ara “biz” olmaktan çıkıp sadece ve sadece “ben” olduk?Bütün bu soru işaretlerinin ardındaki net cevabı ben de bilmiyorum. Belki de bu soruların tek bir cevabı yoktur. O yüzden sözü ve yorumu bu satırları okuyan sizlere, yani hayatın asıl emekçilerine bırakıyorum…

Son Not: Mavi Yaka ve Beyaz Yaka Ayrımı Nedir?

Yazıda bahsi geçen bu kavramlar, çalışma hayatındaki temel bir ayrımı ifade eder:

Mavi Yakalılar: Ağırlıklı olarak bedensel güce ve el emeğine dayalı işlerde çalışan kesimdir. Fabrikalarda, şantiyelerde, üretim bantlarında veya sahada ter döken işçiler bu gruba girer. Bu isim, geçmişte işçilerin kirlenmeyi belli etmeyen mavi iş tulumları giymesinden miras kalmıştır.

Beyaz Yakalılar: Daha çok zihinsel emeğe dayalı, ofis ve masa başı işlerde çalışan profesyonellerdir. İdari kadrolar, yönetim, planlama veya araştırma-geliştirme gibi alanlarda görev alırlar. İsimlerini, geleneksel ofis şıklığını temsil eden beyaz gömlekten alırlar.

Hibrit (Melez) Yakalılar: Hemşireler, teknisyenler ve bazı mühendislik dalları gibi hem sahada fiziksel emek harcayan hem de ofiste/sistemde zihinsel mesai yapan meslek dallarını ifade etmek üzere sonradan oluşturulmuş bir kavramdır.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir