Yine bir 12 Mayıs geldi çattı. Hemşirelik Haftası… Televizyonlarda, sosyal medyada ve hastane koridorlarında ardı ardına kutlama mesajları yankılanıyor: “Sağlık ordumuzun kahramanları”, “şefkatli eller”, “kanatsız melekler”…
Elbette bu mesleğin kutsallığı, insan hayatına dokunan o eşsiz değeri tartışılmaz. Ancak senede bir gün alkışlanıp, kalan 364 gün sistemin ağır çarkları arasında ezilen bu meslek grubunun gerçekte ne yaşadığını konuşmanın vakti gelmedi mi? Gelin bu 12 Mayıs’ta o yaldızlı kelimeleri bir kenara bırakıp, hastane koridorlarının, ameliyathanelerin ve yoğun bakımların o soğuk gerçekliğine inelim.
Mavi Yakanın Teri, Beyaz Yakanın Evrakı
Bugün iş dünyasını tanımlarken iki temel renk kullanırız: Beden gücüyle çalışan “mavi yakalılar” ve zihinsel mesaiyle, bilgisayar başında çalışan “beyaz yakalılar”. Peki hemşireler bu tablonun neresinde?
Gerçek şu ki; bir hemşire eforunun tam yarısını bir mavi yakalı gibi fiziksel olarak harcar. Ameliyathanede saatlerce, bazen nefes bile almadan ayakta kalmak, cerrahi aletlerin stresli döngüsünü yönetmek, bilinci kapalı bir hastayı yatağında konumlandırmak, sedye transferleri yapmak… Bedensel yıpranmanın en ağırını yaşarlar.
Ancak iş burada bitmez. Eforlarının diğer yarısı ise tam bir beyaz yakalı gibi ekran karşısında geçer. Hastaya dokunan o eller, aynı zamanda bitmek bilmeyen HBYS (Hastane Bilgi Yönetim Sistemi) kayıtlarına veri girmek, ilaç dozlarını milimetrik hesaplamak, protokolleri takip etmek ve yığınla evrak doldurmak zorundadır.
Yani hemşirelik ne sadece mavi ne de sadece beyaz yakadır; her ikisinin de en ağır yükünü aynı bedende taşıyan, modern sistemin “Gri Yakalı” profesyonelleridir.
“Altın Yaka” Bir İllüzyon mu?
Son yıllarda literatürde bu tür yüksek bilgi ve beceri gerektiren meslekler için “Altın Yaka” (Gold Collar) veya “Bilgi İşçisi” gibi şatafatlı tabirler kullanılmaya başlandı. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? İnsanın göğsünü kabartıyor.
Ama durup düşünmek gerek… Acaba bu “Altın Yakalı”, “Siz çok değerlisiniz”, “Siz birer kahramansınız” söylemleri, aslında bilinçaltına oynanan bir oyun mu?
Sırf bu şatafatlı etiketler uğruna; az personelle çok iş yapılması, bitmek bilmeyen evrak angaryalarının sineye çekilmesi, resmi tatillerde bile “Bütün ekip çalışacağız” talimatlarına boyun eğilmesi meşrulaştırılıyor mu? Sistem, kahramanlık ve kutsallık pelerini giydirerek, aslında hemşirelerin omuzlarındaki o “hibrit” sömürüyü mü perdeliyor?
Gerçek Bir Kutlama İçin…
Bu sözlerim, mesleğin onuruna gölge düşürmek için değil; aksine o onurun hakkını teslim etmek içindir. Hemşireler birer “kanatsız melek” değil, etten kemikten, yorulan, tükenen ama her şeye rağmen hayat kurtaran profesyonellerdir. Onların senede bir gün süslü laflarla pohpohlanmaya değil, insani çalışma şartlarına, adil bir iş yükü dağılımına ve omuzlarına yüklenen o “çift yakalı” eziyetin fark edilmesine ihtiyaçları var.
Gerçek bir emek ve dayanışma ruhuyla, tüm hemşirelerimizin 12 Mayıs Hemşirelik Haftası kutlu olsun. Süslü sıfatların değil, hak edilmiş değerin verildiği yarınlara…








2 Yorum
Duygularıma tercuman olan bir yazı olmuş…
Bundan daha güzel anlatılamazdı..