Günaydın! Takvimler 3 Ağustos 2026’yı gösteriyor. Yeni bir ağustos sabahında, “Geleceğin İnsanı ve Psikolojisi” serimizin tam ortasına, altıncı haftasına ulaşmış bulunuyoruz. “Editoryal yankı” geleneğimizi bozmadan, geçtiğimiz cuma haber.radyogokturk.com sayfalarında teknolojik altyapısını ve pazar dinamiklerini incelediğimiz o karanlık ama büyüleyici konuyu, bugün psikolojik masamıza yatırıyoruz: Veri Simsarları ve Dijital İkizimiz.
Cuma günkü yazımızda, her tıklamamızın, ekranda duraksama süremizin, kalp atışımızın ve harcama alışkanlıklarımızın “Veri Simsarları” (Data Brokers) tarafından nasıl toplandığını ve devasa sunucularda bizim kusursuz bir “Dijital İkizimizin” nasıl inşa edildiğini konuşmuştuk. İşin mühendislik ve ticaret boyutu buydu. Peki, görünmez bir sunucuda, sizi sizden daha iyi tanıyan, ne zaman öfkeleneceğinizi, ne zaman hüzünlenip alışveriş yapmaya meyilli olacağınızı milisaniyelik sapmalarla hesaplayan sanal bir kopyanızın yaşaması, insan psikolojisi için ne anlama geliyor?
İşte burada insanlığın en eski ve en derin varoluşsal krizlerinden biri yepyeni bir formda karşımıza çıkıyor: Özgür İrade Yanılsaması.
Binlerce yıl boyunca kararlarımızın, zevklerimizin ve hatalarımızın tamamen bize ait olduğuna, eşsiz bir bilincin ürünü olduğuna inandık. Oysa bugün, müzik platformunuz akşam trafiğinde tam da o an duymaya ihtiyacınız olan şarkıyı önünüze çıkardığında, ya da sosyal medya akışınız tam da “bunu almalıyım” diyeceğiniz o ürünü siz daha düşünmeden ekranınıza düşürdüğünde hissettiğimiz şey ufak bir şaşkınlıktan ibaret değil. Bu, algoritmaların zihnimizi “hacklediğinin” ve bizi birer istatistiksel olasılığa indirgediğinin kanıtı.
Kendi kararlarımızı verdiğimizi sanırken, aslında dijital ikizimiz üzerinden yapılan simülasyonların önümüze serdiği görünmez yollarda yürüyoruz. Veri simsarları için bizler müşteri değiliz; bizim gelecekteki davranış tahminlerimiz, satılan asıl “ürün” konumunda.
Bir algoritma, sizin depresyona girme ihtimalinizi, siyasi fikrinizin nasıl değişeceğini veya hangi kelimenin sizi manipüle edeceğini sizden çok daha iyi hesaplayabiliyorsa, geriye “ben” dediğimiz o eşsiz yapıdan ne kalır? Bizi bizden daha iyi tanıyan bir yapay zekayla aynı evreni paylaşmanın yarattığı bu varoluşsal ağırlık, modern insanın en büyük sessiz travmalarından biridir. Karar verme mekanizmalarımıza duyduğumuz güven sarsıldıkça, içten içe bir “Acaba bu fikri ben mi ürettim, yoksa bana mı yüklendi?” paranoyası başlar.
Peki, dijital ikizimize teslim mi olacağız? Asla.
Psikolojik direniş, tam da algoritmaların hesaplayamadığı o eşsiz insan doğasında, yani “öngörülemezliğimizde” saklıdır. Algoritmalar optimizasyon, mantık ve geçmiş veriler üzerine çalışır. İnsan ise çelişkili, kusurlu ve irrasyoneldir. Zihinsel özgürlüğünüzü korumanın en güzel yolu, bazen sistemin sizden hiç beklemediği, verilerinizle uyuşmayan, tamamen alakasız ve güzel “hatalar” yapmaktır. Bırakın dijital ikizinizin kafası karışsın!
Kararlarınızın ve duygularınızın tamamen size ait olduğu, bolca öngörülemez, sürprizlerle dolu ve algoritmalara meydan okuyan harika bir hafta dilerim!
Haftanın Sözü: “Gözetim kapitalizminde, siz ürün değilsiniz; siz terk edilmiş bir leşsiniz. Asıl ürün, sizin gelecekteki davranışlarınızın tahminidir.” — Shoshana Zuboff







