Anasayfa / Türkiye / Dünya 3. Dünya Savaşı’nı Konuşurken, Biz Kendi Okullarımızda Vuruluyoruz!

Dünya 3. Dünya Savaşı’nı Konuşurken, Biz Kendi Okullarımızda Vuruluyoruz!

Haber bültenlerine, sosyal medya akışlarına yine o en ağır, en kahredici son dakika haberi düştü: İstanbul’da bir öğretmen, hayatını adadığı mesleğini icra ederken, kendi öğrencisinin saldırısı sonucu hayattan koparıldı.

Bir yanda kara tahta (şimdilerde akıllı tahta), bir yanda tebeşir tozu, diğer yanda ise gencecik bir zihnin elindeki şiddet… Cümleleri kurarken bile insanın boğazı düğümleniyor. Bütün haber siteleri faili, kurbanı, olayın nasıl gerçekleştiğini yazıp çizecek. Tıklanma rekorları kırılacak, birkaç gün timsah gözyaşları dökülecek ve sonra her şey unutulacak. Fakat biz Radyo Göktürk olarak, bu olayın kan donduran o basit “adli vaka” örtüsünün altındaki devasa kara deliği konuşmak zorundayız.

Küresel Savaş Senaryoları ve İçimizdeki Görünmez Savaş

Bugünlerde televizyonu açtığınızda, gazetelerin dış haberler sayfalarına baktığınızda herkesin dilinde tek bir senaryo var: “3. Dünya Savaşı kapıda mı? Küresel bir çatışma mı çıkacak?” Ülkeler sınırlarına yığınaklar yapıyor, nükleer tehditler havada uçuşuyor.

Oysa dönüp kendi içimize, kendi sokağımıza, kendi okullarımıza baktığımızda asıl gerçeğin yüzümüze bir tokat gibi çarptığını görüyoruz. Bizim sınırlarımızın ötesinden gelecek bir düşmana ihtiyacımız yok; biz birbirimize, kendi içimizde sahip çıkamıyoruz. Birbirimize olan saygımızı, sevgimizi, tahammülümüzü o kadar yitirdik ki, adeta sessiz ve sinsi bir “iç savaşın” ortasındayız.

Kalem Tutması Gereken Eller Nasıl Silah Tuttu?

Bir dönemin “eti senin, kemiği benim” diyerek baş tacı edilen, ana-baba yarısı sayılan öğretmenleri, ne ara öğrencilerin veya velilerin hedef tahtası haline geldi?

  • Ekranlarda her akşam racon kesen mafya dizilerinin,
  • Sosyal medyada saniyeler içinde tüketilen şiddet güzellemelerinin,
  • “Bana bir şey olmaz” dedirten cezasızlık algısının,
  • Ve en önemlisi, aile içinde verilemeyen o temel vicdan eğitiminin faturasını bugün hayatını kaybeden o öğretmenimiz canıyla ödedi.

Öğretmenler odasının matem yeri olduğu bir ülkede, hiçbir teknolojik gelişme, hiçbir ekonomik büyüme rakamı o ülkenin geleceğini aydınlatmaya yetmez. Bir toplumun geleceği, öğretmenlerinin gözlerindeki ışıkla orantılıdır. Bugün İstanbul’un göbeğinde o ışık, kendi yetiştirmeye çalıştığı karanlık tarafından söndürüldü.

Bir Eğitim Neferine Veda Ederken…

Artık hamaset dolu süslü lafları, “eğitimde reform” adı altındaki bina ve müfredat değişikliklerini bir kenara bırakıp “insanlığımızı ve vicdanımızı” nasıl onaracağımızı düşünmeliyiz. Güvenlik kameraları ve X-Ray cihazları okulların kapılarını koruyabilir ama çocukların zihinlerine sızan zehri engelleyemez.

Hayatını kaybeden öğretmenimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz. Umuyoruz ki bu acı, toplum olarak silkelenip kendimize gelmemiz için son uyarı olur. Aksi takdirde, dünyayı yakacak o büyük savaşı beklememize gerek kalmayacak; biz zaten kendi içimizde tükenmiş olacağız.

Laf Değil, “Öğretmen Meslek Kanunu” ve Ağır Yaptırım İstiyoruz!

Buradan yetkililere ve karar vericilere sesleniyoruz: Artık taziye mesajları yayımlamak, “takipçisiyiz” demek yetmiyor. Bir öğretmenin sınıfa girerken can korkusu taşıdığı bir sistemde, eğitimden söz edilemez.

  • Caydırıcı Yasal Düzenleme: Öğretmenlere yönelik şiddet, sadece “kasten yaralama” veya “cinayet” kapsamında değil, doğrudan “devletin geleceğine saldırı” niteliğinde ağırlaştırılmış suç kapsamına alınmalıdır.
  • Sıfır Tolerans: Okul içinde öğretmene en ufak bir fiziksel veya sözlü tacizde bulunanın, hiçbir “iyi hal” indirimi almadan en üst sınırdan cezalandırılacağı bir yasal zırh şarttır.
  • Öğretmen Meslek Kanunu Revizesi: Bu kanun sadece özlük haklarını değil, öğretmenin can güvenliğini ve itibarını da koruma altına alacak maddelerle acilen güncellenmelidir.

Unutulmamalıdır ki; öğretmeni koruyamayan bir devlet, kendi geleceğini koruyamıyor demektir. Biz Radyo Göktürk olarak, sadece bu acı haberin taşıyıcısı değil, bu yasal mücadelenin de sonuna kadar takipçisi olacağız.

Bir kez daha, başımız sağ olsun…

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir