Geride bıraktığımız hafta da dahil, gündem de en çok emeklilerin durumu konuşuldu. CHP mecliste nöbet tutarak, emeklilerin durumuna dikkat çekmek istedi. Yapılacak bir yasal düzenlemenin öncüsü olup, diğer muhalefet partilerinden alacağı destek, sayısal olarak yeterli olmadığı içindir ki… MHP ye çağrıda bulunarak, emeklilerin en düşük maaş seviyesinin, en azından asgari ücrete yükseltilmesi için destek istediği günlerde MHP den bazı önemli isimlerin yanı sıra, en üst makamı da; “… emeklilerimize reva görülen bu sefalet ücreti, kabul edilemez! “ dememiş miydi? Demişti… Peki ne oldu? Hiç!.. Halbuki o günlerde, MHP kanadından emeklilere yönelik yapılan açıklamalar, son derece umut vericiydi değil mi? Akla yatkındı ve iktidar üzerinde son derece etkili bir güce sahip MHP lideri tarafından dile getirilmişti.
Fakat sonuç; tam da, siyasete yaraşır şekilde; “dün” dünmüş dedirtti bu kez, “Duruştan yoksun” politikacılar için. Peki… algıyı ters köşeye yatıran sonuçları, politikacılar topluma neden layık görüyorlar sorusunun cevabını da buradan ben vereyim. Politika üretmeyen, toplum refahını gözetmeyen ve iktidar hedefi de olmayan her parti, söylem ortaya koyarken; “o” söylemi satın alacak aptal/cahil önemli bir kesim olduğunu zannetmeye halâ devam ediyor, son yirmi üç seneye rağmen. Oy talep ettikleri kesimlerin içindeki vatandaşları aptal ya da cahil yerine koysalar da, seçim meydanlarında onları onore edecek güzellemelerle yalan söylemekte bir behis görmüyorlardı. Oysa; Aziz Nesin’in verdiği oranlar günümüzde pek geçerli değil artık bence. ( artık internet çağındayız… x, y, z kuşakları da, birer seçmen olduklarına göre… İçinde olduğumuz çağı akıllarından çıkarmamalıdır tevellütü eski politikacılar. )
Yirmi üç senede hiç mi ‘iyi’ şeyler yapılmadı bu ülkede? diye soranlara şunu hatırlatmak isterim. Nasıl ki, iyi insanlara ‘iyi’ oldukları için madalya takmıyorsak ve “o” insanlar “sınavlarını” geçmiş oluyorlarsa sadece… (dünyevî ya da ahirî ) ‘yönetimlerin’ yaptığı iyi şeyler için de bizler, onlara herhangi bir şey borçlu değiliz. Zira onlar zaten iyi sonuçlar, vad’ettikleri için o görevlere gelirler. Yaptıkları ‘iyi şeyler’ için teşekkür borcumuz yok yani. Fakat işler yolunda gitmediğinde veya sözler yerine getirilmediğinde eleştiri hakkımız var. İşte tam da bu nedenle; MHP liderinin söylediğinin aksine, kırk sekiz saat sonra meclisteki oylamada, emeklilerin durumuna ilişkin CHP nin teklifine ‘red’ oyu vermeleri ne kadar garip değil mi? Siyasette; böylesi, “bu ne yaman çelişki” diyebileceğimiz o kadar tezat var ki, hem iç… hem dış politikada… sayamayacağımız kadar. MHP nin ki… en yakın zamanlı olduğu ve kendi seçmeni de dahil, vatandaşların aklını nasıl küçümsediğinin son ve somut örneğidir. Bu örnek bile… kimi liderlerden artık bir beklentimiz olmasını anlamsız kılıyor. Umut beslediklerimizi de, ya yargı(!) marifetiyle tutukladılar ya da fezleke ve kapatma davalarıyla kuşattılar. Öyleyse… sıra kendine geldiğinde; bu durumu doğru okuyabilirse eğer; ne yaparsa… -AKP grup başkan vekili Özlem Zengin’in söz ettiği- gariban(!) millet yapacak. (Bu kez yapacak ve her şey… “çok güzel olacak! “)
“Yazmazsam olmaz” diyebileceğim bir fikrimden burada bahsetmeden geçmeyeceğim bu hafta. Daha önceleri boşverdiğimi hatırlıyorum çünkü. Konu… şu, “Helallik” meselesi. Haksızlığa uğrayan bazı kimselerin; “Dünyada ve ahirette iki elim yakanda!” diye haykırdığını duymuşuzdur. Bu bağlamda, kamu ve kul hak’kı söz konusu olduğunda ‘ifade’ edilen söz dizisinin içeriği üçüncü şahısları pek ilgilendirmediğinden ki söz konusu edilen “kamu hakkı” olduğunda sadece üçüncü şahısları değil hepimizi igilendirir. Bugün örneğini verceğim konu “kamu Hakk’ıyla” doğrudan ilgili olmadığı halde … duyduğumda şöyle dedim kendime, “ne münasebet!”
Efendim konu şuydu… Basına; parti mensuplarını ilgilendiren, adli süreçlerle ilgili açıklamalarda bulunan parti lideri şöyle diyordu… (kısa videosunun linkinden de izleyebilirsiniz) https://www.instagram.com/reel/DUDf_IWCFnj/
Yukarıdaki videoyu, daha da kısaltırcasına; yazıyla ben ifade edeyim, en çok dikkatimi çeken ve itiraz edeceğim kısmı. “….. kimse helallik istemesin! Hakımızı helal etmeğeceğiz! Allah sizi, nasıl biliyorsa öyle yapsın! Bu kadar zulmün, bi’ bedeli olacak elbet! Bu dünyada olmazsa, öbür dünyada! Bu dünyada olmazsa, öbür dünyada! “ İşte… itirazım tam olarak… şu son cümleye. Öbür dünyaya havale etmek… Ne münasebet! Etmeyeceksiniz!
Öbür dünyadaki hesap; adaletinden sual olunmayan, alemlerin sahibi tarafından sorulur hiç şüphesiz, bedeli de ödetilir. Oraya varana kadar bu dünyada zulm’edenlerden hesap sorulmazsa, gadre uğrayanların yüreği soğur mu sanıyorsunuz? Bu ülkedeki masumların hesabını da, sorun! Allaha havale ederek bırakmayın! diye, iktidar yapacak sizi bu masumlar ve garibanlar(!) Yoksa… yok sası şu… bizim iki elimiz, sizin iki yakanızda olur. Hem bu dünya da, hem öbür dünyada. Oturduğunuz ve oturacağınız makamların, bizi temsil edeceğiniz, emanet makamlar olduğunu hep hatırlayın.
Haftaya buluşmak üzere…







