Anasayfa / Türkiye / “Türk tipi …..”

“Türk tipi …..”


Parlamenter sistemden, başkanlık sistemine… pardon!.. “Türk tipi başkanlık” sistemine henüz geçmediğimiz günlerde; başta ‘Anayasa Komisyonu Başkanı’ sıfatıyla, Burhan Kuzu ve iktidarın tüm bileşenleri; geçilecek olan ‘başkanlık sisteminin’ dünyada emsali(!) bulunmadığına atıfla… dünyadaki diğer başkanlık sistemlerinden daha özgün bir anayasal düzenleme olduğunu betimlemek için, ….. bizimki ‘Türk tipi başkanlık’ olacak efendim!” “Ne tam olarak ‘başkanlık… ne de, yarı başkanlık.” diyerek, referandum öncesi toplumu ikna çalışmaları yapıyorlardı. Atamızın; ‘muasır medeniyet’ içinde bulunulan çağın; en ileri, gelişmiş, gücü ve imkânı en fazla olan toplum olarak işaret ettiği seviyeyle, toplum olarak içinde bulunduğumuz koşullardaki seviyeyi kıyaslayabilmek için
demokrasinin, sadece iki gereğine bakmamız bile yeterli olacaktır. 1-‘Kuvvetler ayrılığı’ var mı? 2- ‘Eşitlik’ var mı? “Hakk getire!..”
Bugünün; bi’ kısım mutlu azınlığı dışındakilerin, ikballerini, AKP iktidarının ömrüyle koşut görenler dışında, anketlerdeki yaklaşık yüzde altmış beşi oluşturanların vereceği cevap budur. “Hakk getire!..” Yoksa… niye ‘erken seçim’ istesinlerki?
“Kuvvetler ayrılığı…” yasama, yürütme ve yargı faaliyetlerindeki denge ve fren mekaniğinin oto – kontrolüdür ‘Biri’nin aklına değil hukukun mantığına göre hareket ederler/etmelidirler.

“Adalet mülkün temelidir.” Yani… “Devletin temelini oluşturan adalettir.” Yani… Devlet kurumlarından olan ‘yargı’ kurumu, temelinden yoksun hareket etmeye zorlanamaz! Yargı mensuplarına baskı yapılamaz! Gözaltı ve tutukluluk süreleri infaz sürelerine eş sürelere uzatılarak, mahkemesi sonuçlanmamış davalar cezaya dönüşemez! Bu durumlar yaşanırken… “Kanunlar önünde herkes eşittir” veya “Türkiye bir hukuk devletidir.” deniliyorsa… yargıya güven neden azalıyor? Sorusunu sorarlar adama… “dış güçler mi”, “bizi çekemiyorlar mı” veya “”Ce-Ha-Pe mi.” diye… Halk bu soruları aklında tuttu. Aklında tutanlar arasında, Ak Partiye oy verenler de var. Onlar da… “kandırıldık… Rab’bim affetsin!” diyor olmalılar ki; iktidarın desteği, 50+1 yerine %28 bandına inmiş durumda. Türk toplumunun çok büyük çoğunluğu (50 + 1 değil yani) içinde bulunulan kötü ekonomik koşulların da, adalete duyulan güvensizliğin de, müsebbibi olarak artık “Türk tipi başkanlık” sistemini görüyor olmalılar. Zira… bu sistemin “tek adam” rejimi olduğunu, demokrasinin yerine otokrasinin inşa edildiğini fark eden Ak Partili seçmenlerinde bir kısmı, artık saflarını terk etmiş durumda. Pekii… Ne olacak?

YÜZ İFADELERİ


Devlet Bahçeli’nin ön-ayak olduğu “Terörsüz Türkiye” süreci; Suriye’de SDG’nin, Türkiye’de ise DEM’in hayal kırıklığıyla devam ediyor ve süreç, bence devam da edecek. Çünkü… BOP projesi; Abdullah Öcalan’ın idam edilmemek üzere yargılanmasına izin verilen bir denklemdi. Projenin hayata geçebilmesi için Gazze ve Suriye deki operasyonların nihaî sonuçlarına göre bir balans ayarı gerekiyordu. ( ki… o da yapılmış oldu Kürtleri hayal kırıklığına uğratarak.)

Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın, bölgenin Kürt liderleriyle Erbil’de yaptığı toplantıda, Kürt liderlerin yüz ifadelerinden de çok şey okunabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bölgesel güç olarak ortaya koyduğu askeri, siyasi ve de… diplomatik çaba sonucu, Amerika’lıların İŞİD i bahane ederek; askeri teçhizat ve ekonomik olarak; besleyip büyüttüğü PKK uzantısı SDG yi gözden çıkarmış oldu. Kuzey Irak’ taki gibi Suriye’de bir ‘Özerk Devlet’ kurma hayalini satın almış olan ‘Kandil’in vesayeti altında bulunan DEM parti de, beklenmeyen reaksiyonlar ortaya koydu. Meclis grup toplantısını Nusaybin’e almak ve ‘bayrak krizi’ gibi… Kontrol edemedikleri ‘bayrak krizi’ne ilişkin partiden yapılan açıklama gerekli ve yapıcıydı. Kamuoyunda verilen tepkiyi dikkate alan iktidar Suriye’de elde ettiği başarıdan sonra, çözümsüzlüğü(!) yaklaşan seçimler nedeniyle kullanmak üzere, belki saraydan randevu bile vermeyebilirdi. Neyse ki… öyle büyük bir hasar oluşmadı. Şimdilik sağduyu ile hareket ediliyor yurt dışındaki gösterileri saymazsak. Öyle de olmak zorunda zaten. Niye mi?… “İlâhlar öyle istiyor.” Devlet Bahçeli de içerideki ‘süreç’ ısrarını sürdürüyor. İçeride durum, Suriye üzerinden okuduğumuzda böyle… Günlük siyasette ise gündem; özellikle de son bir haftadır, emekli maaşlarına yapılacak/yapılan zam. Ve… çok uzun zamandır da… uyuşturucu operasyonlarının yanı sıra, ‘yargı kararları’

HAYAL KIRIKLIĞI ve ÖFKE

Emekli; yaşadığı hayal kırıklığı ve öfkenin hesabını kendisi ilk seçim de soracaktır. Tamam. Yapılan uyuşturucu operasyonlarında testi pozitif çıkanlar şaşkınlığa sebep oluyor. B u da tamam. Bence… asıl ilginç olan ise hukukçuların bile akıl erdiremediği, iddianamesi bile hala yazılmayan uzun tutukluluk süreleriyle hapiste bulunan siyasi tutukluların ve ailelerinin mağduriyeti. Dikkat ediyorum; hiç kimse… “yargılanmasın/lar” da demiyor. Söyledikleri: “Tutuksuz yargılansınlar.” Böyle yapılmıyor tabii. Yargının siyasallaştını da buradan anlıyoruz zaten. Çünkü adli süreçlerin zamana yayılmasından, murad edilen sonuçlar var iktidar açısından. Zamanında ya da erken yapılacak seçimlerde, “kaybetme”(!) ihtimalini küçültmek. Peki mümkün mü?.. Böyle bir stratejiyle mümkün görünmüyor. Ne yapılırsa iktidar kaybetmez? sorusunun cevabını buradan verecek kişi ben değilim elbette. Ancak şu kadarını söyleyebilirim. “Artık mızrak çuvala sığmıyor!” İktidarın, önümüzdeki seçimi kazanmak için; yargıyı kullanarak ortaya koyduğu bu strateji ise kazanamayacakları seçimlerin sonrasında başlıyacak, yeni yargılama süreçlerinde…. şu günlerde yapılmakta olanların aksine ‘adil’ yapılsa da yargılamalar, ‘savunmalarda’ kimler-kimleri karalayacak acaba? Bunu merak etmiyorum. O günler geldiğinde görürüz. Ancak şunu merak ediyorum. İktidar, kendisine bir operasyon çekildiğini nasıl farkedemiyor? Bu… çok açık. Meşruiyet lütfedenlerin, Kürtleri bölgede nasıl yolda bıraktıklarını gördük bu hafta. Medyanın büyük çoğunluğuna hakim olunması yetmez… tamamı değil çünkü. Yargıda ise hala bağımsız yargıçların varlığından söz ediliyor… Türkiye de birilerine ‘vahiy’ inmişçesine bir günde başlayan değişim/dönüşüm. O ‘vahiyi’ indiren/gönderen güç, meşruiyet ‘lütf’undan vazgeçip bir mekaniği harekete de geçirebilir. Birgün… “ben demiştim.” derim. Haberiniz ola.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir